site yanıı sol
  • 27 Aralık 2017, Çarşamba 11:55
FarukOralbi

Faruk Oralbi

Sosyal Medyanın Gücü

Geçen hafta sosyal  medya iki başarıya daha imza attı. Aslında bunlara başarı denmeli mi, ondan da çok emin değilim ama bugünlerde elimizde başka güç kalmadığından öyle nitelendiriyoruz.

Birinci olayda; Ankaralı üniversite öğrencisi T.C. evinin kapısının önünde fiziksel  tacize uğramış, yaptığı şikayet başvurularından bir sonuç çıkmayacağını anlayınca da son çare olarak sitenin güvenlik kameralarından aldığı görüntüleri de ekleyerek, sosyal  medyaya “Tacizcimi Arıyorum“ başlığı ile bir yazı yazarak yardım istemiş ve bir kez daha sosyal  medyada yer yerinden oynamıştı. Paylaşımlar  adeta bir sel gibi yayıldı, yorumlar şikayetler bir çığ gibi büyüdü. Ve neticede harekete  geçen polisin  detaylı araştırmaları sonucunda sapık yakalandı.

İkinci olayda ise, İBB Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali, emniyet şeridinden gittiği için sinirlendiği zabıta memuruna herkesin içinde bağırdı, sonra da tokatladı. Bu esnada esas duruşunu bozmadan duran zabıta memuru ise amirin yanından ayrılmasından birkaç saniye sonra fenalaşarak bayıldı. Olayın görüntülerinin sosyal medyaya düşmesinden sonra bir kıyamet daha koptu ve yine çok geçmeden -sonradan Sivas Katliamı'nda sanıkların avukatı olduğunu duyduğumuz- dayakçı  amir görevinden uzaklaştırıldı.

Geçmişte buna benzer pek çok olay yaşadık. İşin  püf noktası  “görüntülerin sosyal medyaya“ düşmesi. Hatta o da yeterli değil, paylaşımların çok olması, aksi takdirde haberin bir önemi  olmuyor.

Bir hukuk devletinde eğer bir olay ile ilgili ancak görüntüler sosyal medyaya düştükten sonra kapsamlı bir şekilde harekete geçiliyorsa vay halimize. Yani demek ki , sosyal medyada haber olmadığı müddetçe her şey serbest iken hukuk ve nizam kimsenin umurunda olmayacak. İnsanların karakol şikayetleri dosyalarda kalmaya devam edecek.

Sosyal medyada ise zaman zaman bilgi kirliliğinden yakınılıyor.Sosyal medyanın gücüne inanmayanlar ise maalesef epeyce çok. Belki de bu insanların karakol ile hiç işleri olmamış, işlerin nasıl yürüdüğü ya da yürümediği hakkında pek fikirleri yok. Polis gerekeni yapar, suçlular cezasız kalmaz zannediyorlar. Elinden bir şey gelmeyeceğini anlayan da işi Allah’a havale ediyor. Böyle bir düzen içerisinde sosyal medyada yaratılan sinerjiler sonucu ortaya çıkan başarıları da, ne yazık ki, pek çok kişi görmezden geliyor.

Sormak lazım, acaba o tokadı yiyen memur sizin babanız ya da abiniz olsaydı ne yapardınız? Ben söyleyeyim, ya hiç bir şey yapamazdınız ya da kanun dışı yollara başvururdunuz. Sosyal medyada mantık ve hukuk çerçevesinde bu paylaşımları yapanlar asla kanunsuzluğa teşvik etmezler, adaletin neden sosyal medya görüntülerine bağlı olarak tecelli ettiğini sorgularlar. Hadi diyelim ki taciz olayında şahit yok, sadece ifade ile ivedi sonuç almak mümkün değil, peki dayak yiyen zabıtanın olayındaki durum nedir? Etrafta bir sürü memur var, olay herkesin gözü önünde oluyor. Akabinde bir Allah’ın Kulu çıkıp da şikayette bulunuyor mu; Hayır. Neden;  Çünkü korkuyor kendi başına da bir iş gelir diye. İşte Korku İmparatorluğu böyle böyle kuruluyor. Toplumsal bilincin oluşması engelleniyor. Kişisel rahatlık ve boş vermişlikler de bunun tuzu biberi oluyor.

Siz siz olun, etrafta kamera olmayan yerlerde dolaşmayın efendim. Başınıza bir iş gelecek olursa en azından sosyal medyadan yardım isteme şansınız olur. Bu ahval ve şeraitte sosyal medya Demokles’in kılıcı gibi göreve hazır beklemeye devam edecektir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

DİKKAT! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık