site yanıı sol
  • 07 Şubat 2018, Çarşamba 13:55
KamilSönmez

Kamil Sönmez

Değişim ve Döneklik

Son zamanlarda zihnimi meşgul eden bir kavram, döneklik… Dönek sözcüğünün anlam evrenine bakıldığında olumsuz bir çağrışım yaptığı herkesçe kabul görmektedir. Döneklik; bir fikirden, bir karardan vazgeçme gibi anlamlar ihtiva ederken, bir davayı ya da dava arkadaşını satmak olarak da yan anlamlar içerebilir. Düşüncelerine değer verdiğim felsefe profesörü Ahmet Aslan’a göre döneklik, demokrasinin vazgeçilmezidir. Hoca, döneklik olmadan demokrasinin var olamayacağını söylüyor. Demokrasi, oy verme üzerine bina ediliyorsa, seçmenin tercihlerinde değişiklik olması, beğenmediği fikir ya da davadan vazgeçmesi tutarsız bir davranış değildir. Belki bu düşünce bize yabancı gelebilir. Çünkü, bizler daha doğar doğmaz adeta takım tutar gibi bir partinin ya da görüşün savunucusu kesiliriz. Oysaki bu tutum, demokrasiyle pek bağdaşmaz. Neticede fikirlerin değişmesi “bir nevi dönme” olumlu olarak düşünülebilir. Burada sıkıntı, rüzgarın yönüne göre konum almayla ilgili aslında. Kişi, bir fikirden vazgeçebilir ama vazgeçtiği fikri daha sonra tekrar kabullenmesi ve tekrar o düşünceden ayrılması hayra alamet değildir. İnsanların düşüncelerini değiştirmesi kadar doğal bir süreç olamaz. Önemli olan düşüncelerini değiştirmeden, değiştiriyormuş gibi davranmalarında aslında. Öbür türlü, bir davadan vazgeçmek, kişinin kendi inisiyatifinde değil midir?

Bir yıl kadar oluyor. Ünlü bir profesörle sohbet ediyorduk. Bana, eskiden solcuydum, şimdi döndüm ve değilim, diyerek mağrur bir ifadeyle yukarıdaki sözleri etmişti. Bir daha eski düşüncesine döner mi onu bilemem ama benim izlenimim dönmeyeceği yönündeydi. Burada eleştirecek bir durum bulunmuyor. Eleştirinin esası, günü kurtarma sevdasında olan; siyasette, iş dünyasında çok sık karşılaştığımız omurgasız kişilerdir. Bu kişilerin ne temsil ettikleri partiye ne de çalıştıkları iş koluna bir faydaları dokunur. Kişisel çıkarlar adına birçok kişinin davasından dönmesi, icra ettiği işi terk etmesi, insanları yarı yolda bırakması son zamanlarda moda halde her yerde karşımıza çıkıyor. Hele ki Bab-ı Ali’de…

İnsan değişir mi, diye çoğu kez bu soruya muhatap oluyoruz. “Personel Psikoloji”nin kurucusu Adler, dünyada en zor olan şey insanın değişmesidir, diyerek iddialı bir fikir ortaya atmıştı. Atasözümüzde de vardır, insan yedisinde neyse yetmişinde de odur, diye. Tabi bu işin bir yönü ama biliyoruz ki, insan değiştikçe değiştiriyor. Değişim denildiğinde; ilkelerden, değerlerden vazgeçmek akla gelmemeli. Değişen insan, o ilkeleri daha da derinleştiriyor. Değişimi başaranlar ayakta kalıyor, hatta geleceğe kalıyor. İnovasyon denilen şey de biraz bu değil mi? 1997 yılıydı bir asteğmen maaşıyla “Efsane Telefon Ericsson 388”i almıştım. Satıcısı, bu daha değişmeyecek en iyisi, diye satmıştı. Şimdi telefonlar ailemizin en değerli üyesi haline dönüşüverdi. Baş döndürücü bir hızda değişiyorlar. Değişime direnen bizim telefon efsanemiz de gazoz oldu.

Bir insanın değişmesi istikrarsızlık olarak da düşünülmemelidir. İstikrar, güven unsurunun vazgeçilmezidir. İstikrarlı birisi denildiğinde onun değişmediği akla gelmemeli. Bir araba markası, 50 yıldır herkes tarafından beğeniliyor ve pahalı da olsa alıcı buluyorsa, bu markanın en önemli özelliği, sürekli kendini yenileyebilmesinde ve kaliteden taviz vermeyişindedir (ilkeli oluşu). Bu bir istikrar değil midir? İstikrar denilen şey, her geçen gün daha iyi ürün gamıyla müşterisine sunduğu;  değiştirdiği, geliştirdiği otomobillerde saklı olmalı.

Netice olarak, değişim ve döneklik (iyi manada, ilkeli olarak), insana has ve gereken bir tekamül (oluşum) olsa gerek. Değişmedim, hep aynıyım diyebilmek bir maharet olmamalı.


MAKALEYE YORUM YAZIN

DİKKAT! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık